Son birkaç haftadır çok karmaşık duygular içerisindeyim. Aslında sürekli bu haldeyim ancak bugünlerde epey bir ağırlığını omuzlarımda hissediyorum durumun. Aşk üzerine olmayacak elbet yazacaklarım. Karmaşık duygu dediysek kalbimin derinliklerinde beynimi habire işgal eden her türlü duyguyu kastediyorum. Öyle bir hissediyorum ki artık hissedemeyecek kadar yakından hissediyorum. Çok mu çetrefilli bir cümle oldu acaba? Anlayın işte bu kadar karmaşık düşünceler içerisinde yüzüyorum vesselam. Başlıkta o karmaşada içimden geçen yakarışın o anki dışa vurumu işte. Takmayın başlığı, okuyun yazıyı.
Niçin yazdığımı bilmiyorum veya ne üzerine. Sadece yazmak istiyorum. Birilerine içimi dökmek, birilerinin omzuna başımı yaslayıp ağlamak istiyorum, ama yapamıyorum.Dönüp dolaşıp en son kendi kendime bişeyler yazayım demekten başka çare bulamıyorum. Elbette bu içimdeki karmaşa durup dururken beni bu hale getirmedi. Yine her zaman ki gibi belli olaylar silsilesi. Olaylar hakkında ne bir düzen ne de bir bağlantı aramıyorum, aramayın sizlerde. Dedim ya yazıyorum işte öylesine.
Niçindir bilemem ama sevemem bir türlü insanları. Çok defa kendimi suçladım, çok defa insanları ama sonuç değişmedi hiçbir durumda. Çok fazla eleştiri yapan biri olmam olabilir belki dedim. Ama kolay kolay aptalca eleştiriler yapmadığımı da biliyorum. Arada bir aptalca eleştiriler yaptığım oluyor, cümlemden de anlaşılacağı üzere. Ama sonradan farkettim ki içim yandığında eski dostlarımı anıyorum. Demek ki sevmişim. Peki o halde beni sevmekten alıkoyan nedir? Sonra farkettim ki kalbimde kimseleri sevmemiş, sevememiş. Belki kendime olan güvenimin zayıflığındandır dedim ama sonradan farkettim ki kendime güvenim tam. Peki o halde niçin sevememişim? İşte bunun gibi birçok soru var ama cevap yok. Aslında var cevabı ama tatmin etmiyor beni. Şöyle bir düşündüm acep niçin sevemiyorum diye ve farkettim ki ben canımı ortaya koyarken, sevmek istediklerim meğer bir taraflarıyla bu içtenliğe gülüyormuş. “Ben mi insan değilim karşımdakiler mi hayvan bilemedim. Sevgi değil mi bizi hayatta tutan acep, sevmek değil mi sevilmek değil mi bu dünyada ki en güzel duygu. İnsanı hayata bağlayan sebeplerin başında gelmez miydi bu sevgi? Yanlış zamanda yanlış ortama düştüm de insanlardan mı ırağım? Acep insanlar kalplerini, yüreklerini, dostluklarını mı satmışlarda ben mi alıcı bulamıyorum bir türlü? Yoksa sorun bende mi? Niçin sevemiyorum? Ey kalp, ey gönül cevap verin bana. Kalbimin huzuru için gerekenleri niçin bulamam ben bu dünyada? ” diye haykırışların ardından almışım kalbimi elime yol almışım beş para etmez dünyada. Elbette içimde ki bu karmaşa her zaman gün yüzüne çıkan bir durum değil ama sanırım buz dağının görünmeyen kısmı çok öfkeli. Hal böyle olunca bende ruhsuzlaşmışım, katılaşmış etrafımdaki insanlardan uzak durmaya başlamışım. Yazı karışık dedim ya, okumazsanız da olur. Ama buraya kadar okuduysanız devamını da okursunuz herhalde.
Hakikat şu ki bunlar içimdekilerin en basitiydi. daha kötüsü mü? Ölüm!! Korktunuz değil mi(korkmadıysanız korkmuş gibi yapın, benim gibi)? Bende korkarım bu kelimeden ancak derler ya korkunun ecele faydası yok diye. İşte durum bu ölüm için. Her yerde kaçtığımız ancak kaçamıyacağımızın kesin olduğu yegane dünya gerçeği. Ama gerçekte olsa kaçınılmaz da olsa yakıyor insanın yüreğini. Yanan yürekler iyi bilir. Sabah evden çıkıyorsunuz güle oynaya okula geliyorsunuz. Sonra bakkala girip bir gazete alayım derken “Hocam. Sizin öğrencilerin servisi kaza yapmış. Galiba birkaçı vefat etmiş” lafıyla bir anda donuyorsunuz. Olayı biraz sonra detaylıca öğrendikten sonra anlıyorsunuz ki ilköğretime öğrenci götüren biri kaza yapmış. 2 çocuk ki daha 3. ve 4. sınıf öğrencisi bunlar. Anne babasını görmeye belki yürek dayanmaz. Peki ya o anne babanın yüreği buna nasıl dayansın? Acı bir şey ama kaçınılmaz bir durum. Bu durum bile sizi bazı şeyleri düşünmeye sefkedemez. O kadar dünya hayatına dalmışsınız ki çıkamıyorsunuz içinden. Uzanıyorsunuz birşeylere. Sonra hayat bir yerlerinizden tutup tekrar çekiyor içine. Ama bazı şeyleri yapmak bazı şeyleri yapmamak istiyorsunuz artık. Ama o kadar takatten düşmüş bir durumdasınız ki bazı şeyleri yapamıyorsunuz. Ama tam böyle düşünürken bir bakmışsınız ki yapmamanız gerek birşeye gücünüz yetmiş. Sonra kendinize doğru soruyur sormaya başlıyorsunuz. Ne yapmalıyım diye? Sonra bakıyorsunuz yapacak onca şey var ki, kendinizde bunu yapacak gücü bulamadığınızı hissedip tekrar oturuyorsunuz yerinize. Sonra vicdan devreye giriyor, dürtüyor. Ama dünyevi duygular rahat durmuyor bir taraftan. Sonra kalbi olaylar çıkıyor bir taraflardan. Kalakalıyorsunuz. Sonra öğrencinizi görüyorsunuz, kardeşini kaybeden. Ağlıyor ama nasıl ağlıyor. Ne desem nasıl desem, hepsi boş diyeceklerimin. Tek cümle dökülüyor yüreğimden “O’ndan geldik ve dönüş O’nadır”. İçim neye yanıyor bilemedim. Çocuğun mu, ailesinin mi hali perişan bilemedim. Kalan mı bu dünyada güzellikler yaşayacak, giden mi gittiği yerde bilemedim. Yaşayan bedenler için mi ağlamak gerek yoksa gidenler için mi? İşte o an farkettim ki kalanlar için ağlamak gerek. Kötü olan şuydu ki kalanlar için ağlayacak ne göz nede kalp var. İnsanlığımız ancak acı bir ölüm haberiyle depreşiyormuş meğer. Utandım kendimden ama yapacak birşey bulamadım yüreğimde. Ve sonra ki hafta yine sabah okula gelip öğrencimizin ölüm haberini alınca aynı durumlar tekrar etti. Gitmedim ne cenazeye nede taziyeye. O takati kendimde bulamadım. Resimlerini görünce bile binbir türlü bunalım. Daha da hissettiklerimi anlamlandıramıyorum. Belki de korkuyorum, her neyse işte. Allah onlara rahmet eylesin, ailelerine de sabır versin.
Ama en kötüsü nedir bilir misiniz? Bildiğiniz doğruları yaşayamamak veya yaşamak ne derseniz artık buna. Siz ey nefislerini kalpleriyle değiş-tokuş yapmış, aklını iki bacağının arasıyla yemiş ve doğru budur diye kabul etmiş insanlar. Okumayın bundan sonrasını. Zira bundan sonrakiler sizin satılmış ve körelmiş beş para etmez kalpleriniz tarafından tanımlanamayan veri diye segmentation fault ile olayı kesip bitirecektir. Beyniniz iş görmediği içinde herhangi bir tepki oluşmayacak okuduklarınız ise şuursuzca sadece gözlerinize bir ışın olarak gelmekten gayrı bir şeye sebebiyet vermeyecektir. Bu kadar hakaretten sonra asıl konuya geçelim diyecem ama asıl konuya aslında her an geçmiş bulunuyoruz. Doğru nedir diye sorduğum zaman eğer inanmayan biri olsam binbir türlü sonuç ve karmakarışık bir durum ile karşılaşırdım. Ama inanıyorum ve gerçekten neyin doğru veya yanlış olduğuna hangi açıdan bakacağımı da çok iyi biliyorum. İşte asıl sorunda burada. Biliyorsunuz neyin doğru olduğunu ama yapmıyorsunuz veya yapamıyorsunuz. Birçok davranış inançlarınız veya toplumun beklentileriyle örtüşmüyor. Veya mesleğinize yakışmıyor olabilir. Elbette ki bazılarını kendimle tartışıp kendimi haklı çıkarabilirim ama ya vicdanımla örtüşmeyenlerle nasıl başa çıkacağım? Ve işte asıl bu durumun beni sürekli çıkmaza soktuğunu anladım. En başta inandığınız gibi yaşamanız gerekir. Eğer inandığımız gibi yaşamıyor, yaşayamıyorsak o zaman yaşadığımız gibi inanmaya başlarız. Bundan sonrarı ise gerçekten çok kötü. Zira beyniniz sürekli çatışma halinde. Bildiğiniz doğrular, yapmanız gerekenler ama diğer tarafta da dilinizden dökülen, aklınız sıra kendinizi avuttuğunuz sözde doğrularınız. Hepimizde vardır bu çatışma, eminim. Ama bunun şiddeti ne kadar sert olursa beyinde bir o kadar yorulur ve kalpte bir o kadar katılaşır. Evet sanırım sonunda buldum beni bu hale getiren sebebi. Bundan başa çıkabilme nasıl olmalı acep?
Şuna inanıyorum ki birçok sorunun üstesinden rahatlıkla gelebilirim. Ne badireler atlattı bu yürek, seni mi atlatamaz ey şaşkın deyip edebi söylemimizide yerine getirdikten sonra aklı selim biri olarak tekrar doğru olanı bulmaya yol alalım. Öncelikle zararın neresinden dönülürse kardır. O halde boşuna batmışız madem batmaya devam demek yok. Battıkça batmanın kimseye faydası olmadığı gibi bana da getirisi yok. İkinci felsefem ise orta yol bulmaktır. Yani yapabileceklerimin en iyisini en güzel şekilde yapmaktır. Bu orta yol her zaman yolun tam ortasından gitmek anlamında değil. Şu anki anlamı farklı düşünceyle kuruyorum. Evet yapmak istediğim herşeye gücüm yetmiyor ama yapabildiklerimi yapayım en azından. Veya yapmamam gerekenleri elimden geldiğince kendimden uzak tutayım. Orta yol benim için şu durumda bunu ifade ediyor. Üçüncüsüne gelince, açıkçası sevilecek insan çok. Sadece belli bazı kesime veya kişilere olan kırgınlığım bana bunları söyletiyor. İnsanları sevmek gerçekten çok güzel, kalbinizi ferahlatıyor. İnsanların size gülmesi, tebessüm etmesi dertlerinizi azaltıyor. Ve hele biri size sizi sevdiğinizi söylediğinde ise işte o duygu gerçekten bambaşka birşey. Sonuncusu ise çevreye yardım etmek. Yardım edecek gücümüz yok demeyin, insanlara sadece tebessüm etmeniz ve onlara değer verdiğinizi göstermeniz bile büyük bir yardımdır. Bu öyle bir yardım ki belli durumdaki insanlara değil bütün herkese yapılabilecek bir yardım. Büyüğünden küçüğüne, fakirinden zenginine, dinsizinden inançlısına herkese etki eder. Ve insanları hoşnut eder. İnsanların sizin davranışlarınızdan dolayı hoşnut olduklarını gördüğünüzde ise siz belki onlardan daha çok mutlu ve huzurlu oluyorsunuz. Bu bu durum sizde yardımseverliği ve güleryüzlülüğü arttırdığı gibi kalbinizi de yumuşatır.
İşte son paragrafta yazdıklarıma dikkat edip yapmaya çalışırsam -ki yaparım çoğunlukla- yukarıdaki olaylar kısmen bana daha az acı veya korku veya zarar verir. O halde niçin yapmayayım? Neyse yaşamaya devam, kaybedecek birşey yok daha.



Haziran 3, 2008, 6:14 pm üzerinde |
Yorum yazmakta zorlandığım anlardan bir tanesi daha, ne yazılabilir ki? Dudaklarımdan dökülecek “başın ve başları sağ olsun” sözü ne anlam ifade eder şu anda bilemiyorum. Ölüm için hissettiklerini her tanıdığımı toprağa salarken hissettiklerimden hatırladım. Hatırladım diyorum çünkü unutmuşum. Unutuyoruz, herkes unutuyor, işte bizim en büyük eksiğimiz ve aynı zamanda en büyük gücümüz. Bu böyle olmasaydı hayatı idame ettirmek imkansız olurdu.
Yazının son bölümü çok önemli. Allah hepimize o yazılanlardan en azından bir kısmını yapmayı nasip etsin.
Haziran 3, 2008, 10:39 pm üzerinde |
Yazının ilk bölümü çok sinirli olduğum anlarda ölüm haberlerini aldığım piskoloji ile yazılmış. İkinci kısmını bilerek erteledim iyi olduğum bir güne. Sanırım hemen farkedilebilir bu iki durum.
Şubat 19, 2009, 3:34 pm üzerinde |
ya ben hayatı sanki yeni fark ediyorum bilmiyorum ama ben sevdiikten sonra kendime geldim hani bazılarısevincekendini fark edemezler ama ben tam tersi yani ben bilmiyorum. Ama ben aslında her gittigim yerde sevilen biriyim aslında şımarmam gerek amam ben hiç şımarmıyorum ki
artıkö yorul başka zaman içimi sana dökerim hayatın anlamını unutmayınbiz bu hayata allaha kulluk etmek için geldik kalpten kalbe gömül mek için degil diirr……………………..