Bundan böyle her hafta galatasaray maçları için buraya yazı yazmayı düşünüyorum. Evet bilgisayardan biraz ayrı düştüm sayılır ama Galatasaray’dan asla:). Sonraki yazılarımda da giriş olmayacak. Tabii yorum olarak geniş kapsamlı olmasına önem vereceğim. Maç yorumuna geçmeden önce böyle bir şeye niçin başladığımı anlatan bir paragraf açıp kapatayım.
Efendim ben kendi halinde fanatik bir Galatasaray‘lıyım ama bu beni yenilgilerde harap bitap etmez. Ancak dedim ya futbolu ve Galatasaray’ı seviyorum ve her maçtan sonra enerjimi atlatabilmek için kanal kanal spor yorumcularını izliyorum. İnanın futbol zevki diye birşey kalmıyor bende. Yani bir sit-com için belki 5 sezonluk bir senaryo bile yazılabilecek bir kaynak mevcut. Yalnız Rıdvan DİLMEN’i buradan ayrı tutmak gerektiğini hemen belirtelim geri kalan yorumcular ve programları ise yalnız ve yalnız bağırıp çağırıyorlar. Ve şuna inanıyorum ki Türkiye’de futbol gelişmiyorsa en öncelikli sebep bu futbol fakiri yorumcular ve çirkef taraftarlardır. Neyse bundan böyle onları da dinleyip arada not alıp burada onları hep tiye alacağım. Zira okurun arada bir gülmeye ihtiyacı var:D. 1. Bu yorumcular kesinlikle futbolu veya takımları umursamıyorlar. Umursadıkları tek şey reyting ve haklı olma çabası. Bu durumda amaca giden her yol mübahtır babında davranıyorlar. 2. Kendileriyle defalarca çelişselerde yine utanmadan işlerine devam edebiliyorlar. 3. Kesinlikle ve kesinlikle karşıdaki kişinin konuşma hakkına saygı duymuyorlar. 4. Hiçbir zaman neyi niçin savunduklarının farkında bile değiller. 5. Konuştuklarında, neredeyse oluşturdukları cümlenin tamamı anlatım bozukluğu içeriyor, yani türkçeleri bile yeterli değil. 7. Yarısından fazlası eski futbolculardan oluşan bu kitlede yorumcuların çoğu sadece kinlerini izleyiciye yutturuyor(Örnek: Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal ve Galatasaray’lı diğer futbolcular. Hakan ŞÜKÜR’de dahil). Bu kadar madde yeterli sanırım. Tamam sakin olun maçın kendimce analizine geçiyorum. Lütfen edebiyatçılar yanlışlarımı düzeltsin.
Öncelikle maçın ilk yarısını izleyemedim. İkinci yarı başladığında Kasımpaşa hemen bir atak geliştirdi. Anladığım kadarıyla ilk yarı direnç göstermiş olacak ki o cesaretle tekrar saldırmıştı. Galatasaray ikinci yarı Keita ve Nonda’yı sürmüş ve bir 10 dakika sonra bu sahada ki futbola da yansımıştı. Keita hiçbirşey yapmasa da maça heyecan kattığı için diğer oyuncuları ve taraftarı ateşlemesiyle bile maçı çevirebilecek bir oyuncu. Nonda ise hemen hemen hiç depar atamayan ama yakaladığını da gole çevirebilen bir forvet. Galatasaray 6. haftadan da kayıpsız gidebilmek istiyordu. Özellikle Fenerbahçe’nin yenmesi ve Kasımpaşa’nın son sırada puansız olması onları strese sokuyordu. Çünkü ben bile taraftar olarak 35-40 dakika maçın bitimine varken yerimde duramıyordum. “Ya yenilirsek” stresi bende ne kadar varsa futbolcularda da bir o kadar vardı. Ve bunu Kasımpaşa futbolcuları çok iyi biliyor olacaklar ki inanılmaz sinir bozucu hareketler yapıyorlardı. Eğer maçı izlediyseniz Keita’nın kırmızı kartlık hareketinin sebebini kesinlikle biliyorsunuzdur. Sancak beyimiz Keita’yı sinirlendirmek için her yolu deniyordu. Neyse ki hakem ilk yarı vermediği inanılmaz penaltı ve kırmızı kart olayından dolayı şuursuzca sahada dolaşıyordu.
62. dakikada Keita’nın muhteşem ara pasından Galatasaray golü Nonda’yla bulunca galibiyetin ve hatta farkın kapısı açıldı dedik taraftar olarak. Ama galibiyet golü epey stresli geldi. Zira artık Kasımpaşa 11 kişilik defansa gitmiş, oyuncular üzerinde stres artmış ve maç sertleşmeye başlamıştı. Ama yine de bol gol pozisyonuna giren Galatasaray kaç haftadır şansın yardımıyla attığı golleri bu defa şanssızlık nedeniyle atamıyordu. Tabii kalecinin de bunda etkisi büyüktü.
Galatasaray farkı işte son dakikalarda ortaya çıktı. Her an skoru değiştirebilecek futbolcularımız var neyseki. Bir bakıyorsunuz 2 hareketle gol olmuş. Nitekim öyle oldu Arda-Nonda derken galibiyet golümüz 89. dakikada geldi. Bu golden sonra Kasımpaşa’nın kırılan gardı yerlere düştü. Eğer gol 5 dakika önce gelseydi 5 veya 6 gollü bir maç olurdu. Nitekim uzatma dakikalarında bir gol, bir gol pozisyonu ve son saniyede çalınmayan bir penaltı kararı vardı. Bu maç kimseyi korkutmasın zira en tehlikeli maçlardır bunlar. Son sıradaki takım ve sıfır puanda. Varını yoğunu ortaya koyacaktır muhakkak. Eğer golü de bulursa işiniz zora girer. Ama büyük takımsanız 90 dakika boyunca bunu alt etmenin bir yolunu bulursunuz. Dikkat edin Fenerbahçe ve Galatasaray bu gibi maçlarda bir gol bulurlarsa maçı hep farklı kazanıyorlar. Çünkü rakibin tek şansı gol yememek. Golü yedimi gardı düşer. Ben o nedenle diğer takımların F.Bahçe’ye en az 78. dakikalarda gol atmasını isterim. Yoksa öncesinde atarlarsa maç kritiğe gider:D.
Şans olayına gelince. Evet Beşiktaş ve Panathinakos maçlarında şansın yardımıyla gol bulduk. Daha doğrusu onların hatalarıyla bulduk. Hata yapmak insan için kaçınılmazdır ama onu değerlendirmek iyi takımın işidir. Beşiktaş’ta hataları değerlendirebilseydi eminim Galatasaray’a en az 2 gol atardı. Ama atamadı işte, fark bu.
Maçın gollerini yazının başında görebilirsiniz. Tabii ekleyebilirsem.


